Hani çok sevmiştiniz Hakime Hanımı!..

Hani çok sevmiştiniz Hakime Hanımı!..

Bir ölüme anlam yüklemeye çalışıyorum…

 Yerde kıbleye serilmiş bir seccade, üzerinde açık duran Kur’an (belli ki az önce son kez okunmuş) tavanda boynunda yağlı ilmekle asılı bir kadın…. Yüreğindeki hangi bilinmez acıyla önce kendi suçunun cezasını hükme bağlamış, kendi elleriyle yağladığı ilmeği kendi elleriyle boynuna geçirerek kendi cezasının hükmünü yine kendisi infaz etmişti.
Bir kadın sonsuza kadar susmuş, bir kadın susturulmuş.. Siz ölü kadınların susturulabileceğine inandınız mı? Ben inanmadım! O da susarak gitmemişti zaten Diline dolayıp ta söyleyemediklerini bir şarkının sözlerine yükleyip öyle gitmişti. Bir şarkı çalınıyor kulağıma uzaklıkları yakın eden. Yarım kalmış bir hayatın sözsüz süzülüşüne tanık. Pulsuz, gözyaşıyla dolu bir mektup göndermiş yarım asır öteden bir kadın. Ege’nin aşıklar şehri, mutluluk beldesi olarak bilinen Bodrumun mavi sularına sırrını gömdüğü, bir kadının son çığlığı olmuş bu türkü!  Uslu dur kadınım çıldırtma beni, Ben artık bildiğin o ben değilim. Çünkü göz yaş ile ıslak mendilim. Yeter artık ağlatma beni….. Şarkıyı defalarca dinliyorum. Bir kadını ölüme götüren, hüküm bu gece dedirten nedeni, bu son gece dinlenen şarkının sözlerindeki saklı  gizemi bulmaya çalışıyorum. Bir kadın olarak diyorum ki; bunu bana ne yaptırabilir? Yağlı ilmeği boynuma kendi ellerimle geçirtecek hangi sebep beni hayata karşı yenilgiyi böylesi bir sonla kabul ettirebilir? Bende melankolinin karanlık sularına bırakıyorum düşüncelerimi. Yaşanan hıçkırıklarla yaşanmayan hayaller çatışsın istiyorum. Artık hangi gerçek diğerini boğarda su yüzüne atarsa kendini, cevabı hükmen kabullenmeyi seçiyorum. Türkiye’nin adalet dağıtıcısı ilk kadın hakimlerindendi o! Böylesi güçlü bir kadının hayata böylesi trajedik bir sonla veda etmesini sindiremiyorum içime. Yedi ölümcül günahın hangisini işlemişti de aklın deliliklerinden sayılan intiharı çıkış yolu olarak görmüştü Fatma Mefharet Tüzün? Nam-ı diğer “Bodrum Hakimi” İçindeki yıkım neydi? Aklı yüreğine nasıl evet demişti? Hüküm verilmiş infazda gerçekleştirilmişti peki ama suçu neydi? Kendimi öldürmeye karar verdim! Kendini öldürmek! Kendi kendinin celladı olmayı göze alabilmek nasıl bir cesarettir? Bodrum Hakiminin esrarını yıllardır koruyan bir hikayesi var. Anlatılan her hikaye bir rivayet. Bir beldenin gerçeği bildiği halde söz birliği etmişçesine bu konu hakkında konuşmama kararı o günden bu güne hiç bozulmamış. Bodrum halkının sevgisini öyle bir kazanmış ki Mefharet Hanım, sırrını mühürlenmiş ağızlar halen koruyor. Ya da bu ölümün günahını susarak çekiyorlar! Bilinenden fazlasını öğrenmek mümkün değil. Devletin resmi kurumları da yöre halkı da tek kelime bilgi sızdırmıyor! Meraklı sorulara verdikleri tek yanıt: Geçmiş zaman, ne olmuşsa olmuş bitmiş, hem öğrenip te ne yapacaksınız ? Dramatik bir sonun sırra kadem basan hikayesi var önümüzde. Ve son gecenin hüzzam şarkısına karşılık, yöre halkının o çok sevdikleri Hakime Hanımlarının ardından ağıt yakar gibi yazdıkları bir türkü daha zamandan zamana, insandan insana seyir eyleyip gelmiş günümüze. Kelime kelime, ezgi ezgi elli yıl öteden yürekleri acıtan hüzünlü bir hayat hikayesini içinde gizleyerek gelmiş. Bir türkü yakılır, ağıtlaşır bir ölüm…. Bodrumlular erken biçer ekini, Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hakimi. Nasıl astın Mefharet Hanım ipe de kendini, Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini… Türkülerin dalına asılmıştır ya bizim hikayelerimiz, bozkır gecelerinin şafağında, onun için…türküler bize benzer gülüm….Türküler bizi söyler diyen üstadımızın yolundan gidiyoruz. Bakalım bu türkü bizi nerelere götürecek? Fatma Mefharet Tüzün…. Gece karanlığı gibi siyah ve kısaydı saçları. Batıldır kısa saçlı kadınların mutsuz oluşu. Onunkilerde kısacıktı, ömrü gibi kısa. Çok seviliyordu yaşadığı yörede! İtibarı, aklı, duruşuyla gönüllere girmişti. Ha !bir de akla zarardı yaptığı iş, hamurlu elleriyle erkek işlerine bulaşmıştı. Duruyoruz burada bir soluk! Kadın o hamurlu ellerini ne zaman çıkarıp da teknesinden girmeyi başarmıştı dünya hayatına hatırlayalım. 3 Mart 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunu ile öğretimde erkeklerle eşitliği kazanmıştı Türk Kadını. Toplum hayatındaki diğer düzenlemelerle kadınlara sağlanan eşitlik çok geçmeden sosyal hayatta kendini hissettirmiş, kadınlar o güne kadar giremedikleri meslek dallarına girerek başarılı hizmetler vermeye başlamışlardı. Daha önce hiç bir Türk Kadının görev almadığı mesleklerden biride hakimlik mesleğiydi. Balıkesir Balyalı nüfusuna kayıtlı, Vardar göçmeni Müftü H. İbrahim Efendi ile Hatice Libas Hanımın beşinci çocuğu olarak doğan Fatma Mefharet Tüzün de hakimlik mesleğinde ilk Türk Kadınlardan olma ünvanına sahipti.  Mefharet Hanım öyle biriydi ki…. nasıl anlatılır, erkek gibi benzetmesi yapılırdı görev yaptığı yerlerde kendisine. At sırtında giderdi keşiflere. Dimdik. Ağırbaşlıydı, kültürlü, her haliyle çevresindekilere kendini hayran bırakan bir duruşu vardı. Metanetli, adaletliydi. Yaptığı işi görev bilinciyle tam ve eksiksiz yapar, haksızlığa izin vermezdi. Zamana göre modern giyimi, aklı, bilgisi, idealist tavırlarıyla her gittiği yerde saygı görür, en cesur kararları korkusuzca verir ve uygulatırdı. Kimseden çekincesi yoktu. Haksızlık karşısında ateş topuna dönüverdi gözleri. Kolay mıydı yaptığı iş o günün behrinde? Kolay mıydı toprağın ağası, zenginin parasıyla çarpışmak? Ailesinden uzak bir garip gurbetçi yanı da yok değildi en derin hüzünlerinden….. Mefharet Hanım hercai bir kadın değildi elbet ama o da hüznünü, kahrını, sevdasını çeken kadın yüreğine sahipti. Rivayetlerden biri odur ki; son görev yerinde bir nişanlısı vardı ince hastalıktan kaybettiği. Kimseler bilmemişti sığ sularını. Başını hiç geriye çevirdiği görülmemişti. Görülmemişti görülmesine de yüreği hep gerisinde kalmıştı sanki… Ölümden bahsederdi çok nadir. Ölümün vuslatı getireceğinden. Görülen unutamamıştı sevdiğini unutturamamıştı hiç bir sevinç toprağın bağrına zamansız verdiğini. Neden bu olabilir miydi, vuslatı çabuklaştırma arzusu? Bir gerçeği saklamakla o gerçeğin yaşanmışlığını yok sayamayız. Sırlar zararlıdır. Sözümüz odur ki susma nedenleri her ne olursa olsun yöre halkı kıyameti koparmalıydı susmak yerine! Korkunç olayı gün ışığına çıkarmalıydılar. Çatal Dağlarından gelen feryadı hiçbiriniz duymadınız mı? İt havlaması, at kişnemesine karıştı da dağlarda öten baykuş seslerinin korkusu mu susturdu hepinizi? Dini hassasiyetlerini, dizleri dibinde Kur’an dinlediği yöre kadınlarının ağızları kenarında mı unutmuştu, yahut son gecesinde yere serdiği seccadesinin kıblesini mi bulamamıştı, o ağızlar cehennemin yollarına söz söz günah taşlarını onun için mi döşemişlerdi? Yaşamın bir çizgi ötesi ölümdür der Nietzsche, çizgiyi geçmek için neden acele etmişti? Susma hakkını kullanmak istemişti görülen… Adalet, suç, hüküm, infaz terimleri teorikleştiği kitaplarda yazılanlardan farklı mıydı gerçek hayattaki anlamları ile? Ve günah… Bedeni kurban seçilen bir kadının Çatal dağlarında bıraktığı masumiyetinin karşılığı mı idi? Bu en güçlü neden benim için kadın gözüyle. Yaşamın tüm büyüsünü elimizden alan vaka bu olmalı diyorum iç sesimle! Hayatı artık yaşanmaya değer bulmamış mıydı o da? Neye, kime boyun eğmişti çaresizce bu kadın? Yüreğinde ki hangi acıyla abdestli, Kur’anlı, namazlı son yolcuğuna hazırlanmıştı? İntiharın en büyük günahlardan olduğu gerçeğini nasıl atlamıştı? Yöre halkının sakladığı sır; yörelerine yakışmayan bir eylemi kendi insanlarından birinin hakime hanıma yaptığı bir kötülüğün suçunu Üzerlerinden atma isteği miydi? Saf, tertemiz Anadolu insanına yakışmayan bir gerçek kendilerine ağır gelmişti de ondan mıydı suskunlukları? Ya da gerçekten çok sevmişlerdi Bodrum Hakimini hatırasına leke sürülsün istemediler ve sonsuza dek sustular…Sorular sorular …. Esrarını yıllardır koruyan bu sır ölümün gerçekleştiği geceye gidelim istiyorum. Peki o uğursuz gece neler olmuştu? Yıl 1954 muhtemel bir yaz gecesi, Milaslı Türk Sanat müziği bestekarı Zeki Duygulu’nun konseri vardır ,tüm yöre halkıda oradadır.. Başlangıçta her şey iyi başlar. Tüm sevdikleri, mesai arkadaşları yanındadır hakime hanımın. Görülen, hissedilen bir tuhaflığı da yoktur. Bir süre sonra sahneden “Uslu dur kadınım” şarkısı nağme nağme yayılır etrafa. Ne olduysa da o andan itibaren olur. Mefharet Hanım şarkının bitiminde birden bire belli ki istemsiz bir iç güdüyle ayağa fırlar sanatçıdan şarkıyı bir kez daha söylemesini rica eder. Bu istek arka arkaya üç kez daha tekrar eder. O güne kadar hiç bir duygusal hissiyatını dışa vurmayan hakime hanımın tavrı orada bulunan herkesi ilk kez ve son kez şaşırtır. Kulaktan kulağa fısıldaşmalar başlar. Kimi ağızlardan dökülen sözler sonunu kendi hazırlayan kadının gerçekliğinin yansımasıdır. Lakin hangisi? _Kadın yazgısına boyun eğmiş. Çok sevdiği nişanlısını yakın zamanda kaybetmiş ondandır! _Savcıyla fazla münasebette bulunmuş, savcı güya evliymiş, terkedip hakime hanımı yuvasına dönmüşmüş, o arada da hamile kalasıymış! Savcıyla beraber olduğu duyulunca, devletin doktoru, eczacısı, askeri “hak isteyesiymiş” hakime hanımdan! _Ölüm cezası verdiği bir mahkumun abisi infazın gerçekleştiği gün hakime hanımı Çatal dağına kaldırıp tecavüz edesiymiş!.. O gece bu söylentiler ortalıkta kulaktan kulağa geçerken tiksinç bakışlarda ki yargılayıcı sözsüz cümleler belli ki hakime hanımın yüreğine dokunmuş olsa gerek! Onlarca yafta ağızdan ağıza dolaşmış gece boyu. Entrikacı, düzen bozan, dedikoducu var olanı çarpıtıp, olmayanı allayıp pullayıp ortaya atan zavallı zihniyetler mi hayatı yaşanmaya değer bulmamasına neden olmuştu? Yaşamın iradeyi zorladığı anlarda yaşananlar, saplantılı beyinlerin ahlak zabıtalığına çıktığı mahalle aralarında dolaştırdığı ezici çöküntüsü değil mi insanı hayattan, insanlardan soğutan ,yok olma isteğini tetikleyen nedenlerden biri belki de en güçlüsü!…. Hani çok sevmiştiniz Hakime Hanımı! Öldüren acı mıydı yoksa öldüren baskı mıydı? Her şey muamma…. Öldüren ve öldürten düşünceyi öldürmeyi başaramadığımız sürece bu trajik sonlar her daim yaşanmaya devam edecektir. Kadın olmak zordur, suçtur kadın olmak bu hayatta. Zor vesselam çok zor. Dünde çok zordu bu günde zor, muhtemel yarın da zor olacak! Devletin hakimi de olsan, kırıp dizini, elini hamur teknesinden çıkarmasan da zor hayatta kadın olmak
Haberimizi nasıl buldunuz?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

COMMENTS

WORDPRESS: 0