TOPRAK BAŞKA, VATAN İSE BAMBAŞKA…

TOPRAK BAŞKA, VATAN İSE BAMBAŞKA…

Şimdi, insanın içinde yaşadığı mekânı sevmesi, ona bağlanması iki bakımdan ele alınabilir: İnsandan başlayarak bu yaşam alanını değerlendirmek veya bizzat mekânın özelliklerinden başlamak. Çoğu kere, yurt sevgisi, hem yurdun kendisinden hem de onu seven insandan başlanarak iki yaklaşım birlikte kullanılmıştır. Benim vatanseverliğe bakışım, insan merkezli olacaktır.

İnsan doğal olarak, yaşamına, hayatta kalmasına hangi şey en çok katkıda bulunursa, en çok ona önem verecektir. İnsanın üstünde yaşadığı toprak, orada barındığı, ekmeğini, suyunu içtiği yerdir. Yurt kelimesi, tüm yaşam koşullarını bulunduran mekân anlamındadır. İnsanın yurdunu sevmesi, yaşama saygı duyması, kendisine saygı duyması demektir. Bu sebeple vatanı savunmak yaşamı savunmak demektir. Onu savunmamak, bu denli kıymetli bir varlığı, başka bir insanın saldırgan eğilimine teslim etmek, yaşamın kendisine saygı duymamaktır ve bir tür intihardır. Yurdunu savunmayan insana ne kendi yurttaşlarının ne de işgalci insanların saygısı vardır. Tüm yaşam imkânlarını, bir saldırgana peşkeş çeken birinin yaşamı da kıymetini yitirir. Büyük suç işlemiş bir kimse olarak iki tarafın da hışmına maruz kalır.

İnsanın yaşam serüveninde neyin katkısı büyükse, onun yüceliği ve kutsallığı o derece büyüktür. Buna göre, kullandığımız nesnelerin kıymetleri, bizim tarafımızdan verilmiş kıymetlerdir; kendi başlarına, bizden bağımsız olarak bir değer taşımazlar. Toprak başka birşeydir vatan ise bambaşka.
Bir toplumun ortak yaşam alanı olan vatan içerisinde insana en yakın ve sevimli gelen yer, insanın yaşadığı kendi evidir. Ev, insanın küçük vatanıdır. Hayatının uzunca bir bölümünü aynı evde geçirmiş olan bir kişi, aynı evde sevdiği bir kişiyi kaybedince, artık o evde yaşamak istemeyebilir. Yaşamış olduğu o felaketi hatırlamamak için başka bir eve taşınır. Ayrıca bir şahıs, yaşadığı köyde veya şehirde, hatta vatanda, geçim sıkıntıları sebebiyle yaşamını sürdüremiyorsa, yaşamak için başka diyarlara göç eder. Yeni yerleri vatan edinir. Bu yeni yerleri korumaya çalışır. Oraları elinden almak isteyenlere karşı canını siper eder. Bu söylediklerimizden şu sonucu çıkarabiliriyiz? En aziz vatan, insana en fazla hizmet veren, onu en çok mutlu eden vatandır. Ancak bu sözümüze şöyle itiraz edilebilir: Su ve bitki gibi bir araziyi yaşanır hale getiren olanaklardan mahrum, toprak yerine, kum yığınından ibaret bir çölde yaşayan insanlar, vatanlarını sevmezler mi? Veya Eskimolar, yaşam alanları olan buzulları vatan olarak sevmezler mi? Elbette ki seveceklerdir. Çünkü vatan diye bildikleri yerler bu yerlerden ibarettir. Başka seçenekleri de yoktur. Bizim gibi daha mutedil yerlerde yaşayanlara sorsalar oraları vatan olarak pek kabul etmeyiz. Bu gibi yaşamın zorlaştığı yerlerde yaşayan kimselere başka alternatif sunulduğunda kabul etmeyebilirler. Çünkü alışmış oldukları yaşayış biçimi, onlar için yegâne yaşam şeklidir. Onun dışında, başka nasıl yaşanır pek bilmezler. Ayrıca yaşamış oldukları yılların tüm anıları o mekânlarda saklıdır. Geçmişlerinden kolay, kolay kopmak ta istemezler. Bu durum şunu da göstermektedir ki, bizim için vatan olarak kabulü zor olan bir coğrafya, başkası için pek kıymetli bir yurt olabiliyor. Ayrıca, yıllarca okyanusun ortasında bir teknenin içinde yaşamını sürdüren bir veya birkaç insanı düşünün. Daha da ilginci, daha ileri teknik imkânlarla uzaya fırlatılmış bir kapsülde uzun yıllar yaşmaya mahkûm edilmiş bir aileyi düşünün. Bunların vatan bilinçleri ne olabilir? Bir tehlike anında hangi vatanı koruyacaklardır? Bizim gibiler için dağ ve ovalardan, nehir ve denizlerden oluşan vatan, onlar için, içinde bulundukları bir tekne veya kapsülden ibaret olmayacak mı?

Tüm bu örnekleri vermemdeki kastım, vatan kavramının ve sevgisinin insan merkezli olduğunu, vatana bağlılığın sübjektif öğeleri olduğunu, doğa ve bulundurduğu tüm zenginlik ve güzelliklerin insandan bağımsız olarak bir şey ifade etmediğini ortaya koymaktır.

Vatanını sevmemenin veya az sevmenin ne tür sonuçlara yol açacağını tahmin edebiliriz. Böyle bir durum, hemen her kültürde ayıplanacak bir husustur. Öz ifadelerle belirtmek istersek, bir şahsın vatanını sevmemesi ve dolayısıyla korumaya değer bulmaması bir bakıma kendisini sevmemesi ve varlığına saygı duymaması demektir. Böyle bir ruh halinde bulunan bir insan, başka bir insanın saldırgan tavrına kendi varlığını kolay bir hedef haline getirmekle insanın kötü tarafının işlerlik kazanmasına yol açar. Bu şekilde meşruiyet kazanan kötü unsur, tüm insanlığa zarar verir. Çünkü vatan müdafaasındaki asıl amaç, vatanı korumak ise de diğer en az onun kadar önemli olan gerekçe, öteki insandan bana doğru gelen saldırgan dürtüyü bertaraf etmektir. Bazı durumlarda, bu saldırgan dürtü, vatan gibi en kıymetli varlığımıza değil de, cebimizdeki cüzi bir paraya veya evimizdeki fazla değeri olmayan bir nesneye yöneldiğinde de karşı koyarız. Böyle bir çatışmada canımızdan bile olabiliriz. Ancak bu mücadelemiz anlamsız değildir. Burada asıl amacımız ucuz varlıklarımızı korumaktan çok saldırgan tavrı engellemek ve ona meşruiyet kazandırmamaktır. Çünkü karşı koymasak, yalnız kendi adımıza bir suç işlemekle kalmayız, onu, bu hareketinde, cesaretlendirmek suretiyle, başkalarına da musallat olmasına neden oluruz. Bu tavrımızla tüm bir topluma karşı suç işlemiş oluruz. Öyle görünüyor ki, vatan savunmasında, insandan kaynaklanan ve bir irrasyonel eğilim olan saldırgan tavra karşı koymak, vatan içindeki hayati menfaatleri korumanın yanında, en önemli ikinci unsurdur.

Şimdi de kendimize diğer soruyu soralım: Vatanımızı gereğinden fazla seversek ne olur? Acaba, ne kadar seversek sevelim, böyle bir eğilimimizde, bir kusur işlemekten muaf tutulacağımız bir alan var mıdır? Yani başka bir deyimle, bir şeyi ölesiye sevebilir miyiz? Bana göre böyle bir sevgi için sadece bir alan vardır. O da bilgidir. Çünkü ancak bilgi sayesinde bir nesneyi ölesiye sevmemizin yanlış olduğunu öğrenebiliriz. Yaşam çevremiz olan vatanımızı aşırı sevmenin çeşitli yansımaları olabilir. Bunlardan bir tanesi, belki de en az zararlı olanı, ötekinin vatanını önemsememek, ondaki güzellikleri görmemektir. Böyle bir tavır, doğaya dar bir perspektiften bakmak ise de başka olumsuzlukları tetiklemeyen bir durumdur. Vatanı olduğundan fazla sevmenin bir yansıması, onun üstünde, birlikte yaşayan insanları da fazla sevmeye götürmesidir. Birlikte, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların birbirlerini sevmeleri, toplumsal bir bilinç ve ruhun oluşmasına katkı sağlaması bakımından olumlu bir husus iken, bu sevginin aşırıya kaçması durumunda, yurttaş olmayanı dışlama, hatta düşman olarak algılama gibi durumlara kadar varabilir. Vatan sevgisi millet sevgisine, millet sevgisi milliyetçiliğe, o da, ortak bir ırkın sevgisine dönüşürse, böyle bir sevgi, akıl ile terbiye edilmemiş bir eğilim izlenimini verir. En sağlıklı sevgiyi, dışlamayan ve nefretten beslenmeyen, nitelikli bir eğilim olarak tanımlarsak, masum gibi görünen bazı sevgi türlerinin ne tür kötülüklere yol açabildiğini daha kolay görürüz.

Aşırı vatan sevgisinin neden olabileceği asıl kötülük, onun, ona kıymet veren insanın kıymetini geçmesidir. Gerek fiziksel yapısıyla ve gerekse soyut bir kavram olarak vatan bir insan ürünüdür. İçinde insanın yaşamadığı bir toprak vatan değildir. Toprak, doğal halinden bir yaşam alanına dönüştürülünce vatan sıfatını kazanır. Hem bu haliyle hem de kavram olarak ona yüklenen tüm iyilikler bakımından, insan kaynaklıdır. İnsan, kendi ürünü olan her şeyin üstündedir. Buna en kutsal bildiği ve inandığı kavram ve değerler dâhildir. İnsan ile yaratmış olduğu bütün yaşam öğeleri arasındaki ilişki, hizmet eden ile hizmet edilen ilişkisidir. Bu ilişkide hizmet eden, insanın dışındaki her şeydir. Hizmet edilen de bizzat kendisidir. Bu roller değiştiği zaman, yani insan kendi ürettiklerine hizmet etmeye başlayınca terslik de o zaman başlar. Kendi ürettiği nesne ve değerlerin kölesi olur. Onları kendisinden daha değerli sanarak onların altında ezilir. Kendi özüne ihanet ederek ona yabancılaşır. Kendisinden daha değerli olarak bildiği şey, bir inanç sistemi, bir ideoloji bir gelenek olabildiği gibi, bütün maddi yaşamının yekûnu olan bir vatan da olabilir.

Bir insanın değerinin, bir vatandan ve bulundurduğu tüm nimetlerden daha aziz olduğunun kanıtı, vatan için çocuğunu kaybeden bir ananın “vatan sağ olsun” derken yaşadığı burukluktur. Veya başka bir annenin veya babanın böyle bir kayıp karşısında “Bütün dünyayı bana verseler ne kıymeti var” ifadesinde parıldayan insanın kendi kıymetidir.

Haberimizi nasıl buldunuz?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

COMMENTS

WORDPRESS: 0